Yunuslar ve ölüm

Yunuslar ve ölüm

Bu yazıyı sempozyumda* okunması için hazırladığım sırada Van depremi olmuştu. Enkazdan sağ çıkarıldıktan sonra yaşamını yitiren, o keskin bakışlı, güçlü çocuğa adıyorum yazımı; Yunus Geray`a…

Yunuslar ve ölüm

“Ölüm, yolun sonuna yerleştirilmiş bir aynadır. Arkasındaki sır nedeniyle öbür tarafı göstermez, bu tarafı gösterir. Yürünen yolu. Yani yaşamın kendisini”. Teröre kurban verdiğimiz değerli aydınımız sevgili Onat Kutlar’ın ölümle yaşamı buluşturan bu güzel sözü şimdi yine buldu beni.  Teknelerin hâttâ balinaların oluşturduğu dalgalarda yüzmekten keyif alan, sürekli gülümser görünen, oyuncu, akrobatik yunuslara daha çok “yaşam” kelimesinin yakıştığını düşündüğüm için olsa gerek. Gerçi zaten ister bilim adamı olarak, ister düş gücünüzü alabildiğine özgür bırakarak düşünün, yunusların ölümleri yaşamlarından, dahası yaşatmakla ilgili öykülerinden bağımsız anlatılamıyor.

Yunusların boğulmak üzere olan insanları kurtarmasını anlatan, efsanelere de sıklıkla konu olmuş nice öykü hepimizin kulağına gelmiştir. Üstelik günümüzde yaşanan benzer olaylar bu durumu efsane olmaktan çıkarmış görünüyor. Hatta köpekbalıklarının saldırısından yunuslar sayesinde kurtulduğunu bildiren insanlar da var. Yunuslar neden boğulmakta olan insanların yardımına koşuyor?

Bilim adamları yunusların yaralı, hasta ya da bir nedenle sıkıntıda olan bireylere ilgi gösterdiklerini, yardım etmeye çalıştıklarını uzun süreden beri, pek çok kere gözlemişler. Beni en çok etkileyen örneklerden birisi gösteri merkezi için yakalanan bir orkanın (Talihsiz şekilde katil balina olarak anılan, yunus ailesinin en büyük üyesi – Orcinus orca) ailesinin tekneleri takip etmesi ve yakalanan bireyle sürekli iletişim halinde kalarak onu nereye götürürlerse peşinden gitmeleriydi. Araştırmacılar bu tür davranışların sadece akraba bireyler arasında değil, diğer bireyler ve hatta başka türlerle yaşandığını da gözlemişler. Boğulan insanlara yardım eden yunuslar gibi. Hem özgür hem tutsak gruplarda gözlenen bu davranış bilimsel olarak “epimeletik” olarak adlandırılıyor (1).

Annelerin yavrularıyla çok yakından ilgilenmesi de bu davranışın altında ele alınıyor. Anne yunuslarla yavruları arasında çok güçlü bir bağ var ve yavrular uzun süre annelerinden ayrılmıyorlar. Anne ile yavrular ve genel olarak grup arasındaki güçlü bağı kanıtlayan gözlemler de çok etkileyici. Örneğin bir çalışmada bir erkek yavrunun 10 yılı aşkın bir süre annesiyle yaşadığı gözlenmiş (2). Araştırmacılar bu durumun yavrunun normalden daha küçük ve anemik bir birey olması ile ilgili olabileceğini düşünmüşler. Anne bu süre boyunca başka bir yavru ile görülmemiş. Daha sonra anne başka bir yavru ile, anemik birey de gruptaki diğer genç bireylerle gözlenmiş. Yunus ve balina gruplarında, doğum ve yavru bakımı konusunda annelere yardım eden “teyze”lerin olduğu da biliniyor. Avlanmak için yavrusunun inemeyeceği derinliklere dalan anne kaşalotun (sularımızda da bulunan, nam-ı diğer Moby Dick- Physeter macrocephalus) yavrusuna “teyze” kaşalotların göz kulak olması gibi.

Bireyler arasında bu tür gelişmiş iletişim şekillerinin görüldüğü karmaşık yapılı gruplarda yaşayan yunusların bu şekilde davranmalarının (epimelektik davranışın) hayatta kalma başarılarını arttırdığı düşünülüyor. Bu nedenle bu tür davranış biçimleri “adaptif/uyumsal” olarak değerlendiriliyor (1).

Bilim adamları için değeri bir yana bu gözlemler, bilimsel kavramlara uzak toplum genelini insan-hayvan arasındaki ayrım ve doğayla ilişkimiz üzerine düşünmeye yönlendirmesi açısından ne kadar önemli. Hele bir de bu gözlemler sırasında ölü yavrusundan saatlerce, hâttâ günlerce ayrılmayan, onları taşıyan yunuslara rastlanmışsa…Yunuslar da insanlar gibi yas tutuyor olabilir mi?

Ölü yavrusunu bırakmayan, uzun süre taşıyan yunuslarla ilgili gözlemler 1950li yılların başına dek gidiyor (3). Bu davranışa da hem özgür hem tutsak olan bireylerde ve birden fazla yunus ve balina türünde rastlanmış. Bu davranış bilimsel olarak “maladaptif/uyumsal olmayan” bir davranış olarak görülüyor (3, 4).

Sosyal yapılarının ve zekâlarının gelişmişliği uzun süredir bilinen yunusların aslında pekâla yas tutuyor olabilecekleri kuşkusuz pek çok bilimcinin aklından geçmiş olmalı. Ancak hayvanların beyinlerinden geçeni kanıtlamanın bilimsel olarak mümkün olmaması ve bu gibi durumları duygusal yaklaşımlardan arınarak değerlendirmek gereği, yunusların ölü bireylere verdikleri tepkiler konusunda yorumda bulunan bilimcilerin dilini doğallıkla sınırlıyor. Ancak yıllar içinde hem bu konuda ayrıntılı gözlem sayısı hem de hayvan beyniyle ilgili bilgi arttığı için günümüzde bilimciler yunusların ölü bireylerle etkileşimi konusunda daha kapsamlı düşünebiliyorlar. Yaban hayatıyla ilgili konularda sıklıkla rastlandığı gibi bu durum belki de her şeyden önce yeni soruların doğması anlamına geliyor. Soruların artmasını, hele daha cesur bir hâl almalarını bilimin en keyifli yanlarından biri olarak gören benim yeni sorum şöyle; Yunuslar ölüm kültürüne sahip olabilir mi?

Cevabını veremeyeceğim bu soruyu nasıl sorabildiğimi anlatmaya çalışacağım tabii ki. Yaban hayatı ile ilgili genel kültür seviyemiz kaygı verici düzeyde olduğu için birçok kişi geçerliliğini çoktan yitirmiş gerekçelerle insanları hayvanlardan üstün ilan edebiliyor. Oysa örneğin primatlar, filler ve yunus balinalarla ilgili yapılan çalışmaların geldiği noktada ahlâk,  empati, politika gibi konulardan bile söz edilebiliyor artık (5).  Yunus ve balinaların bir kültüre sahip oldukları ve bu kültürün davranışlarını etkilediği son yıllarda bazı çalışmalarla gösterildi ve ilgiyle karşılandı. Pek çok alt başlıkla ele alınması gereken bu kapsamlı ve ilginç konu hakkında bilgilenmek isteyenleri büyüleyici bir dünya bekliyor. Burada yalnızca ve kabaca koruma biyolojisi açısından çok önemli tartışmaları gündeme getiren bir noktaya değinmek istiyorum. Yunus ve balinalarda da “kültür”, bireyden bireye, bir tür sosyal öğrenme sonucunda geçen, bir grup bireyce paylaşılan bilgi ve davranış olarak tanımlanabiliyor (6). Bu tanımdaki “grup” tüm türü kapsayabileceği gibi popülasyon anlamına da gelebiliyor. Örneğin A türünden bir balinanın bizim sularımızda yaşayan popülasyonu ile Atlantik Okyanusu’nda yaşayan popülasyonun avlanma yöntemleri farklı olabilir.  Bilimciler ayrıca 4 türde (afalina, orka, kaşalot ve kambur balina) çokkültürlülüğün görüldüğünü, yani farklı kültürden yunus ve balinaların aynı bölgede bir arada yaşadıklarını kanıtladılar (7). Üstelik şimdiye kadar çokkültürlülüğe insan dışında yalnızca bu türlerde karşılaşılmış. Yunus ve balinaların kültüre sahip olmasının koruma biyolojisi açısından öneminin altını çizen sorulardan biri şu;  Bir tür yeryüzünden değil ama bir bölgeden silinirse bu durumu nasıl değerlendireceğiz? Örneğin, Akdeniz`deki A türüne ait balina popülasyonunun yok olduğunu ama bu türün Atlantik’teki popülasyonlarının yaşamaya devam ettiğini düşünelim. A türü balina dünyadaki varlığını sürdürüyor ancak Akdeniz’e özgü kültürünü yitirmiş olarak. Tıpkı yeryüzünden bizim türümüze ait bir dilin silinmesi gibi…

Yunusların ölü bireylerle etkileşimi üzerine kendi gözlemim yok. Sizlere bu konuda okuduğum makalelerin bir kısmını özetlemeye çalışacağım.  Hem bulup okuyabildiğim hem de literatürde gördüğüm kayıtların çoğu “afalina” ya da “şişeburunlu yunus” olarak bilinen yunus türüne ait (Tursiops truncatus). Tüm denizlerimizde bulunan bu tür, herkesin en yakından tanıdığı, gösteri merkezlerinde de en çok görülen yunus türü. Türü belirtmediğim tüm gözlemler bu türe ait olacak.  Gözlemlerin çoğunu bölgedeki yunuslar üzerine uzun süreli ve düzenli çalışmalar yürüten araştırmacılar yapmış. Daha az sayıdaki birkaç gözlemi ise balıkçılar başta olmak üzere vatandaşlar bildirmiş.

Kimi yunus ve balinalar, vücutlarının belirli kısmının fotoğraflanması sayesinde birbirinden ayırt edilebiliyor. Kambur balinaların (Megaptera novaeangliae) kuyrukları bu tür ayırt edici doğal işaretlerin en ünlü örneklerinden. Afalinalarda ise kimlik belirlemesi için sırt yüzgeci fotoğraflanıyor. Sırt yüzgecinin şekli, pigmentlerin farklılığı gibi özellikleri sayesinde bireyler birbirinden ayırt edilebiliyor. Gözlemler sırasında çekilen fotoğraflardan oluşan fotoğraf arşivi sayesinde her bir gözlemde grupta hangi bireylerin olduğu, hangi bireylerin birbiriyle etkileşim içine girdikleri not edilebiliyor; bireyler zaman içinde izlenebiliyor. Aktaracağım gözlemlerin bazılarında araştırmacılar bu şekilde yunusları birbirinden ayırabilmişler.

Gözlemler, Amerika (3), Portekiz (4), Brezilya (8), Japonya (9), Kanarya adaları (10) ve Yunanistan`da (11) yapılmış. Büyük olasılıkla anne olan ancak her durumda kesin olarak belirlenemeyen bir birey ile ölü yavrunun etkileşimi en sık rastlanılan gözlem tipi. Bu ikiliye kimi zaman grup içerisinde kimi zaman da yalnız başlarına rastlanmış.  Gözlemlerin çoğunda erişkin birey yavruyu itiyor, onunla birlikte dalıyor. Suyun üzerinde karnı yukarıya bakan şekilde gözlenen bir yavruyu bir erişkininin sürekli düz konuma getirmeye çalıştığı da gözlenmiş. Tethys Araştırma Enstitüsü’nden Joan Gonzalvo’nun liderliğindeki bir gözlem ekibi Yunanistan’da bir anne yunusun burnuyla, yüzgeciyle yavrusunu her ittiğinde ağlamaya benzer ses çıkarmasını yürekleri burkularak izlemişler.  Portekiz’deki 2 farklı gözlemde ise erişkinlerin yavrularını sertçe havaya fırlattığı kaydedilmiş.

Hemen tüm gözlemlerde erişkin teknenin çok yaklaşmasına izin vermiyor. Yaklaşıldığında ya uzaklaşıyor, ya da kuyruğunu su yüzeyine çarpmaya başlıyor. Brezilya’da gözlenen “tuxuci” türü yunus (Sotalia fluviatilis), yaklaşan grup bireylerine de aynı şekilde karşılık veriyor. Ancak örneğin Teksas’daki gözlemde yaklaşan balıkçı teknesine bu tepkiyi veren, yavru ve annesinin çevresinde yüzen yunuslar oluyor. Kanarya Adaları’nda, kaba dişli yunus (Steno bredanensis) gözleminde, iki erişkin, anne ve yavrusuna uzun süre eşlik ediyor, hatta 3 birey birlikte yavruyu alttan destekleyip kaldırıyorlar. Şişmiş ve yüzer haldeki yavruyu bir süre tek başına bıraksalar bile martılar yavruya yaklaştığında kovalıyorlar. Portekiz’deki bir gözlemde ise yalnız olan ikiliye yaklaşan bir başka erişkin yavrusunu bırakamayan anneyle eş zamanlı dalıyor ve bir süre sonra anne yunusun yavrusunu geride bırakarak biraz ilerideki gruba katılmasını sağlıyor. Kimi gözlemlerde ise grup biraz ötede kendi işleriyle meşgul ve ikiliyle ilgisiz gibi görünüyorlar.

Araştırmacıların davranışlarının da farklılık gösterdiğini bir örnekle belirtmek isterim. Bazı araştırmacılar fırsat belirdiğinde annenin tepkisine rağmen ölü yavruyu incelemek amacıyla tekneye alırken, bir diğer çalışmada annenin artık yavruyu bıraktığının zannedilmesi üzerine yavru tekneye alınıyor ancak sonra annenin belirmesi ve teknenin çevresinde dönmesiyle suya geri bırakılıyor. Yunanistan’daki gözlemde ise araştırmacılar acı çeken anneye saygı açısından yavru yunusu incelemek için tekneye almayı düşünmemişler.

Yavru, araştırmacılar gözleme başlamadan önce ölmüş olduğu için bu kayıtlara dayanarak büyük olasılıkla anne olan erişkin bireyin ne kadar süre boyunca yavruyu bırakmadığını, grubun bu bilinmeyen süre boyunca nasıl davrandığını ve yavrunun neden öldüğünü kesin olarak bilmek mümkün değil. Ancak yavrunun durumuna (örn. çürümeye başlamış bireyler) ya da yapılan gözlem süresine dayanarak ölü yavruların bazı durumlarda birkaç gün kadar uzun bir süre yalnız bırakılmadığı, enerji harcanarak su yüzeyinde tutulduğu söylenebiliyor. Yüksek metabolizmaya sahip oldukları için yunusların sık sık beslenmesi gerekiyor. Bu nedenle Yunanistan’daki araştırmacılar ardışık 2 gün içinde toplam 4,5 saat boyunca dalmadan ve beslenmeden ölü yavrusunu taşıdığını gözledikleri annenin sağlığı konusunda endişelenmişler.

Yavrusunu havaya atan yunusların onları diriltmeye çalıştıkları için böyle davrandıklarını yani yavrularının öldüğünü algılamıyor olabileceklerini düşünenler olduğu gibi, bunun insanların derin acı karşısında yaptığı, sonuç getirmeyen anlamsız davranışlara benzer bir davranış olabileceğini düşünenler de var. Yavrusunu havaya fırlatan yunuslar onların öldüklerinin farkında olabilirler. Bu davranış onlar için bir tür yas tutma biçimi olabilir mi?

Afalinalar, vücuda oranla insandan sonra en büyük beyne sahip. Beyinlerinin hafıza, bilinç, öğrenme, problem çözme gibi birçok karmaşık işlemi yapabilecek yapıda olduğu yakın zamanlı bazı araştırmalarla daha kesin ve ayrıntılı olarak açıklandı.  3 Eylül 2011 tarihli New Scientist dergisinde çıkan “Yunuslarda ölüm: ölümlü olduklarını anlıyorlar mı?” başlıklı haberde Yeni Zelanda’daki orkalarda da ölü yavruyu taşıma davranışına rastladığını belirten Ingrid Visser, insanlarda acıyla ilgili olduğu bulunan nöronların yunuslarda da olduğunun keşfedildiğini hatırlatarak bu davranışların bir tür acı çekme, yas tutma olabileceğini düşündüğünü belirtiyor (11).

Ölü bireyle etkileşimin bir grup yunusu içerdiği ve ölüm anının gözlemciler tarafından kaydedildiği ilginç bir gözlem de yine Tethys Araştırma Enstitüsü’nden Joan Gonzalvo tarafından yapılmış  (11).  Bedeninde, ağır metal kirliliğine maruz kalma nedeniyle oluştuğu düşünülen cilt lekeleri taşıyan 2-3 aylık bir yavru yunus, bir grubun içinde zorlanır biçimde yüzüyormuş. Erişkinler onun yüzmesine, su yüzeyinde kalmasına yardım ediyorlarmış. Bir yıl önce saatlerce ölü yavrusunu taşıyan bir anne yunusu (daha önce söz ettiğimiz, ölü yavrusunu burnuyla iterken ağlamaya benzer ses çıkaran anne yunus) gözlemiş olan Gonzalvo, bir saat sonunda yunus ölünce yine benzer bir durum yaşanacağını sanmış ama grup ölü yunusu hemen terk etmiş. Yunuslarda, diğer bazı hayvanlarda da görülen yavruların öldürülmesi davranışına rastlanıyor. Gonzalvo, bir önceki gözlemdeki yavrunun alt çenesinde büyük bir çürük olduğu için o yavrunun başka bir yunus tarafından aniden öldürülmüş olabileceğini belirtiyor. Gonzalvo, o annenin yavrusunun ölümünü kabullenememiş gibi göründüğünü ve ani ölüm karşısında bir tür yas davranışı göstermiş olabileceğini; ölen yavruyu hemen bırakan grubun davranışının ise, beklenen bir ölüme verilen bir tepki olabileceğini düşündüğünü belirtiyor. Hasta olduğunu bildikleri ve öleceğini tahmin ettikleri yunusa son ana kadar destek olan grubun ölüme verdiği farklı tepkiyi böyle yorumlayan Gonzalvo, değerlendirmelerinin çok az sayıda gözleme dayanan tahminlerden oluştuğunun farkında olduğunu da belirtiyor.

Yunusların ölü bireylerle iletişimine ait gözlemler sadece yeni doğmuş yavrular ve anneleri ile sınırlı değil. Japonya’da, kıyıya yakın bir yerde, 8 metre derinlikte, dipte, ölü bir dişi bireye ve yanında 2 erkek bireye rastlanmış. Erkek bireyler nefes almak için kısa süreyle yüzeye çıkıyor, sonra yine dişinin yanına iniyorlarmış. Dişiyi baş kısımları, yüzgeçleri ve bedenleri ile itiyorlarmış. Akıntı dişiyi çevirdiğinde karın karına yüzmüşler ancak bazı gözlemlerde gözlenen cinsel içerikli davranış kaydedilmemiş. Araştırmacılar dişiyi almak istediklerinde erkekler saldırganlaşmışlar, dişiyi aralarına almışlar. İlk gün 3 saat, ertesi gün 2 saat süren gözlemde bu davranışlar tekrarlanmış. Bireylerin üçünün de kimliği biliniyormuş. Bu bireylerin biri dişiyle daha önce hiç görülmemiş, diğeri ise sadece 1 kere görülmüş.

Aynı ekibin yaptığı bir başka gözlemde araştırmacılar ölü, genç bir erkek bireyi, yanında çeşitli yaşta, çoğu erkek 20`den fazla yunusla birlikte gözlemişler. Ölü birey 6 metre derinlikteymiş. Bireylerin bir kısmı ölü bireyi ittiriyor, bir kısmı ona sürtünüyormuş. Dişi bireyler daha ilgisizmiş. Bir ara erkek bireylerin hepsinde ereksiyon gözlenmiş. Yunuslar diğer dişli balinalar gibi yüksek frekansta ses üretip çevrelerine yayarlar ve bu seslerin objelerden yansıyıp geri gelen yankılarını toplayıp beyinlerinde değerlendirerek çevreleri hakkında bilgi sahibi olurlar. “Yankı yardımıyla yön bulma- ekolokasyon” denilen bu sonar sistemi sayesinde yunuslar metrelerce uzaklarındaki cisimlerin büyüklüğünü, şeklini, hızını, yerini, hatta yoğunluklarını tespit edebiliyorlar. Bu gözlemin en ilginç yanı ölünün çevresindekilerin sık sık ekolokasyon sinyalleri göndererek ölüyü inceler gözükmeleri ve özellikle göğüs ve cinsel bölgeye yoğunlaşan bir ilgi göstermeleriymis. İncelemeler sonrasında bireyin boğularak öldüğü anlaşılmış. Araştırmacılar bunun üzerine özellikle göğüs çevresinde yoğunlaşan ekolokasyon sinyallerinin nedeninin ölü yunusun ciğerlerinin su dolu olması ile ilgili olduğunu düşünmüşler.

Bu iki Japonya gözleminde ölünün çevresindeki bireylerin onları su yüzeyine çıkarma, yüzdürme gibi davranışlar göstermemiş olmaları ve üstelik ikinci gözlemde yunuslarda ereksiyon görülmesi nedeniyle araştırmacılar her iki gözlemin de epimeletik davranışa örnek olmadığı kanısındalar. İlk gözlemde dişi bireyin yanında bekleyen erkeklerin davranışını fillerde, şempanzelerde görülen ölüye bekçilik yapma davranışına benzetmişler. İkinci gözlemde ise grup bireylerinin ölü birey ve ölünün durumu hakkında birbirleriyle iletişim kurmuş olabileceğini düşünmüşler.

Gözlem ve gözlenen tür sayısı arttıkça; gözlemler yalnızca yavruları değil tüm yaştan ölü bireyleri ve grup etkileşimini kapsayacak şekilde çeşitlendikçe; etkileşimin özellikleri önceki sınıflandırmaların dışına taşmaya başladıkça ve yunusların zekâsı ve yaşamları hakkında bilgimiz arttıkça ortada daha karmaşık bir tablo beliriyor. İşte bu nedenle ben de sorumu, bu kez sizleri de soru sormaya çağırarak yinelemekten çekinmiyorum; yunuslar ölüm kültürüne sahip olabilirler mi, ne dersiniz? Tıpkı avlanma ve dil konusu gibi ölüme karşı verilen tepki de bölgeye göre değişiklik gösteriyor olabilir mi? Ölülerini gömebilecekleri bir ortamda yaşamamaları, ölüleri (en azından kemikleri) dalamayacakları derinliklere çöktüğü için mezarlarının yerini bilseler, hatırlasalar bile bizim kadar yakından ziyaret edemeyecek olmaları sorumuzu geçersiz kılabilir mi?

Yunus ve balinalar dünyanın pek çok bölgesinde ve sularımızda aşırı balık avı, kirlilik, ses kirliliği gibi nedenlerle popülasyon ve tür olarak hızla azalıyor, ölüyorlar. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 300,000 yunus ve balinanın balıkçı ağlarına takılarak öldüğü belirtiliyor (12). Diğer deyişle bizleri boğulmaktan kurtaran yunusları bizler ağlarda boğarak öldürüyoruz.

Hayvanlardan farkımız, bindiğimiz dalı kesercesine öldürme kültürümüz olabilir mi?

Özgür Keşaplı Didrickson

* Bu yazı Yrd. Doç. Dr. Gevher Gökçe Acar’ın, MSGSÜ’deki “Ölüm, Sanat ve Mekân” dersi kapsamında düzenlenen sempozyumun ikincisi için hazırlanmıştır. Bu sempozyum ölüm kavramının birey ve toplumun yaşamındaki, sanat yaratımındaki yeri ve önemini felsefe, toplum bilimleri ve çeşitli sanat dalları üzerinden irdeleyerek vurgulamak amacıyla yapılmaktadır.

Kaynaklar

  • Cockroft V. G., Sauer W. 1990. Observed and inferred epimeletic (nurturant) behavior in bottlenose dolphins. Aquatic Mammals 16, 31-32
  • Scott M.D., Wells R.S., IrvineB. A long-term study of bottlenose dolphins on the west coast of Florida. In: The Bottlenose Dolphin (Leatherwood S, Reeves RR, eds). San Diego: Academic Press, 1990
  • Fertl D., Schiro A. 1994. Carrying of dead calves by free-ranging Texas bottlenose dolphins (Tursiops truncatus). Aquatic Mammals 20(1):53-56.
  • Harzen S., dos Santos E. 1992. Three encounters with wild bottlenose dolphins (Tursiops truncatus) carrying dead calves. Aquatic Mammals 18(2):49-55.
  • Marino L., Frohoff 2011. Towards a new paradigm of non-captive research on cetacean cognition. PLoS ONE 6(9): e24121. doi:10.1371/journal.
  • Whitehead H., Rendell L., Osborne R.W., Würsig B. 2004. Culture and conservation of non-humans with reference to whales and dolphins: review and new directions. Biological Conservation 120: 431-441
  • Marino L, Connor RC, Fordyce RE, Herman LM, Hof PR, et al. 2007. Cetaceans Have Complex Brains for Complex Cognition. PLoS Biol 5(5): e139. doi:10.1371/journal.pbio.0050139
  • Santos M.C. de O., Rosso S., Siciliano S., Zerbini A., Zampirolli E., Vicente A., Alvarenga F. 2000. Behavioral observations on the marine tucuxi dolphin (Sotalia fluviatilis) in São Paulo estuarine waters, Southeastern Brazil. Aquatic Mammals 26:260 –267.
  • Dudzinski K.M., Sakai, Masaki K., Kogi K., Hishii T., Kurimoto M. 2003. Behavioural observations of bottlenose dolphins towards two dead conspecifics. Aquatic Mammals 29(1):108-116.
  • Ritter F. 2007. Behavioural responses of rough-toothed dolphins to a dead newborn calf. Marine Mammal Science 23(2):429-433.
  • Hooper R. 2011. Death in dolphins: do they understand they are mortal? New scientist magazine issue: 2828
  • Shrouded by the sea. The animal welfare implications of cetacean bycatch in fisheries –a summary document by Whale and Dolphin Conservation Society

http://www.wdcs.org/submissions_bin/wdcs_bycatchreport_2008.pdf yunusların mezar taşları nerdedir foto (1)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s